Yazamıyorum


Yazamıyorum. Yazmam gerek, hissediyorum ama yazamıyorum. Beni yazmaktan soğutanın ne olduğunu anlamak çok da zor değil.  Yok, soğumadım aslında. Sadece kelimeleri koyduğum yeri bulamıyorum. Zaten hep böyle olur. Bir gün büyük bir temizlik yaparsın, ileride lazım olacak bir şeyi alırsın, “Şuraya koyayım da aradığımda bulabileyim.” dersin.  Ama aradığın gün geldiğinde, o yerin neresi olduğunu asla hatırlamazsın. Bulabilmek için her yeri ararsın ve her yeri alt üst edersin.  Sonunda da ya bulamayıp pes edersin ya da daha önce baktığın bir yerde bulursun. Pes ettiysen eğer, günün birinde hiç aramıyorken karşına çıkar aradığın şey, ama o sırada bulmanın sana hiçbir faydası yoktur.  Aradığın gün bulursan eğer, bulursun ama bulana kadar her yeri alt üst ettiğin için, zamanında toparlamak için harcadığın onca emek boşa gider. Aradığın şeyi bulursun ama darmadağın bir oda seni bekliyordur.

Kelimelerde de durum tam olarak böyle işte. Bir gün oturursun, yazarsın, yazarsın, yazarsın ve defterin o sağ taraftaki, hep yazılmak istenen tertemiz kısmına geçersin. O sayfa yalnızca defterde değil, hayatında da yeni bir sayfa açtığının işaretidir aslında. Yalnız hayat için açılan sayfayı açmak, öyle defter yaprağını çevirmek kadar kolay olmamıştır; bilakis alt üst olmuş bir odayı toparlamak kadar, hatta belki daha da zor olmuştur. Sayfayı açarsın, kelimeler orada biter ve defteri, daha sonra aradığında bulabileceğin bir yere kaldırırsın. Daha doğrusu öyle yaptığını sanırsın, ta ki günün birinde kelimelere yeniden ihtiyaç duyana kadar. Defteri alırsın, kalemi alırsın ama kelimeleri ara ki bulasın. Dönersin önceki sayfalara, alt üst edersin defteri. Sonunda ya bulamayıp pes eder, kapatır kaldırırsın defteri ya da daha önce bakıp da bulamadığın yerde bulursun kelimeleri ama defteri alt üst ettikten sonra. Aradığın gün bulursan eğer, tekrar temiz sayfaya dönersin, yazarsın yazarsın, beğenmez karalarsın. Tekrar eski sayfalara dönersin, tekrar yeni sayfaya. Sonunda o yeni sayfada yenilikten eser kalmayana kadar devam eder bu. En sonunda kendine kızarsın, çok kızarsın ama. Fırlatırsın kalemi elinden. Sonra aynı hışımla alırsın, o öfke ile tek bir kelime yazarsın, anlamsız olduğunu düşündüğün,  başlangıç olabileceğini hiç düşünmediğin bir kelime. Ve bir bakarsın ki devamı gelmiş o kelimenin, yazdıkça yazmışsın; yazdıkça yeniden toparlamaya başlamışsın darmadağın ettiğin sayfaları. Biraz daha sakinleşirsin ve bu kez ara vermek istediğinde, hep gözünün önünde olan bir yere kaldırırsın kelimeleri ki, aradığında bulasın, bulamamanın öfkesi ile karartmayasın onları.

“Yazamıyorum” diye başlamıştı bu yazı, kendi kendini çürüterek son buldu. Olması gereken de buydu. Şimdi kalemi, kaldığım sayfanın içinde bırakıp, defteri de yanıma alıyorum. Böylece bir dahaki sefere hiçbir şeyi alt üst etmeden buluşabileceğim kelimelerimle.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s